11 Ocak 2010 11:13 · imparator03 · fav
· Etiketler
selülitleri yok etmek
,
selülitten kurtulmak için
selülitten kurtulma önerileri
Selüliten kurtulmasın çeşitli yolları vardır. Selülitlerinizden kurtulmak için neler yapailirsiniz işte buyrun..
Selülitsiz bir yaz geçirmek için harekete geçin. Prof. Dr. Neslihan Şendur formülü verdi: Bol su içmek ve uzun yürüyüşlere ek olarak sabah-akşam soğuk duşun altında keselenmek, sizi kader zannettiğiniz portakal görünümünden kurtaracak…

SOĞUK SU VE KESE EN ETKİLİ SELÜLİT SAVAŞÇISI
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermotoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, selülitle mücadelede 2008 stratejilerini anlattı:
Bütün kadınlar bir gün mutlaka selülitli mi olacak?
Selülit, kadınların yüzde 85-90′ında görülüyor ama herkeste görülmüyor. Bazı kişilerde çok zayıf olmalarına rağmen selülit olabilir. Bazı kişilerde ise çok kilolu olmalarına rağmen selülit olmayabilir. Eğer yatkınlık varsa daha kolay ortaya çıkabiliyor. Yine de ‘bu benim kaderim’ diye kabullenmek doğru değil. Korunmak mümkün.
DİYETLE GEÇMEZ!
Rejim yaparak selülitlerden kurtulabilir miyiz?
Kurtulamazsınız. Sadece diyet yetmez. Üstelik kötü bir diyet selülit oluşumuna da neden olabilir ya da oluşumu hızlandırabilir.
Zayıf kadınlar da selülitlerden yakınıyor. Neden?
Masa başında uzun süre oturarak iş yapanlar, çok hareketsiz çalışanlar çok zayıf da olsalar selülitlere sahip olabilirler. Örneğin sekreterler bu noktada risk altındadır.
Bacaklardaki selülitler için sizce en uygun spor nedir?
Uzun ve bol yürüyüşler. Bu, kolay ve herkesin yapabileceği bir spor. Bu sırada ellerinden su şişesini de eksik etmesinler. Bisiklet de olabilir. Yüzme yine aynı şekilde çok etkilidir.
Masaj işe yarar mı?
Boğum boğum olmuş, yaygın selüliti olanlarda geri dönüşü biraz zor. O nedenle masaj, bazı tedavi yöntemleri, yaşam biçimini değiştirmek ya da spor yapmak gibi uygulamalarla selülitin en azından kabul edilebilir bir hale gelmesi sağlanabilir. Kese yapın, sıcak ve soğuk duş alın. Bu sırada keseyi bırakmayın ve sorunlu bölgelerinize masaj yapın. Saunanın ise selülite bir etkisi olmaz.
ERKEKLER ŞANSLI!
Kollardaki selülitler için sizce ne yapılmalı?
Yine egzersiz lazım. Dambıl kullanılabilir. Yalnızca kolları çalıştıran aletler var. En azından kolları kasıp gevşetmek, oradaki kan dolaşımını hızlandırmak için yeterlidir. Germek ve serbest bırakmak çok önemlidir.
Annesi selülitli olan bir kadının selülitten kaçması mümkün değil mi?
Genetik selülitte çok etkilidir ama eğer yaşam biçimine dikkat ederse, kendisi selülitli olmayabilir.
Erkeklerde neden selülit olmuyor?
Hormon profillerinin farklı olması, selülitten korunmalarını sağlıyor. Erkeklerdeki yağ dağılımı ile kadın vücudundaki yağ dağılımı farklı. Onlarda bu nedenle selülit görülmüyor.
18 Ocak 2009 21:01 · imparator03 · fav
· Etiketler
astım hastalığı tedavisi
,
astım ilacı
,
astım tedavi ilaçları
Hafif, aralıklı astımı olanlar gerektikçe ilaç kullanırlar. Diğerleri ilaçlarını her gün ve bazen günde birkaç kez kullanmalıdır. Astımın ilaçla tedavisi büyük ölçüde kişiye özel bir süreçtir. Astımlı iki kişi belirtilerini denetim altında tutmak için sürekli farklı ilaçları, farklı doz ve sıklıkta kullanabilir. Dolayısıyla "ideal" bir genel tedavi planından söz edilemez.
Astım ilaçlarının iki ana sınıfı vardır. Bunlardan biri hızlı iyileşme, diğeri uzun süreli denetim sağlar. Hızlı iyileşme sağlayan ilaçlar kısa etkili beta2-adrenerjik agonistler olarak bilinir. Bunlar genellikle astım atağının yeni başladığı hastalara yardımcı olmak için kullanılır. Etkilerini vücudun kendi adrenalin hormonuna benzer biçimde gösterirler; ama kalp ya da kan basıncına dokunmadan akciğerleri gevşetecek biçimde hazırlanmışlardır. Tabletleri, iğneleri ve en yaygın olarak da inhaler tipleri vardır.
İşte size inhalerde kullanılan kısa etkili üç ilaç (jenerik adlarıyla):
Albuterol
Metaproterenol
Terbutalin
Bu ilaçlar hızlı etkileri nedeniyle daha çok acil durumlarda ya da bir astım atağı başladığında "kurtarıcı" inhaler olarak kullanılırlar. Etkilerini genellikle 1-15 dakika içinde göstermeye başlar ve 4-6 saat boyunca rahatlama sağlayabilirler.
Adrenerjik ilaçlar en çok inhaler tipinde kullanılırken, bazı kişilere hap olarak da verilir. Hap biçimi özellikle inhaleri doğru biçimde kullanamayan küçük çocuklarda, inhalerden bir nedenle hoşlanmayan ya da inhalere yanıt vermeyen hastalarda tercih edilir.
İnhaler kullanımı basittir. Yalnız kullanım sırasında birkaç aşamaya dikkat etmek gerekir:
İlacı ayakta kullanın.
Kullanmadan önce inhaleri birkaç kez sallayın.
İnhaleri, haznesi ağız parçasından yukarıda kalacak biçimde tutun.
Ağız parçasını ağzınıza iki-üç santim kadar yaklaştırıp ağzınızı iyice açın.
Soluk almaya başladıktan sonra, haznenin ilacı bırakmasını sağlayın.
Ağzınızı açık tutarken, ciğerleriniz tam şişene kadar soluk almayı sürdürün.
Soluğunuzu bırakmadan hiç olmazsa 10 saniye tutun.
Bazı kişilere birden fazla doz gerekebilir. Hekiminiz almanız gereken dozu size bildirecektir.
İnhaleri ilk kez kullanırken, deneme yapmak yararlıdır. Böylece gerçek bir astım atağı sırasında inhaleri nasıl kullanacağım korkusuna kapılmazsınız.
İnhalerde kullanılan ilaçlar çok güvenlidir; ama bazı kişilerde yan etkilere yol açabilirler. Ortaya çıkabilecek yan etkiler arasında sinirsel gerginlik, baş ağrısı, titreme, çarpıntı ve bulantı sayılabilir. Yan etkiler ortaya çıktığında hekiminize başvurun. İlaçların ya da dozların değiştirilmesi, genellikle bu gibi sorunları ortadan kaldırır.
Astım ataklarını önlenmede en iyi korumayı, uzun sürede etki gösteren ilaçlar sağlayabilir. Bunların birkaç tipi vardır.
Teofilin
hem astım ataklarını önlemek, hem de hafif alevlenmeleri yatıştırmak için kullanılabilir. Bu ilacın sıvı, tablet ve kapsül biçimleri vardır. Etkisini inhalerlere göre daha uzun sürede gösterir; ama sağladığı düzelme 24 saate kadar sürer.
Teofilin istenmeyen yan etkilere yol açabilir. Bunların başlıcaları karın ağrısı, bulantı, kusma, baş ağrısı, sinirlilik hali, iştah kaybı ve uykusuzluktur. Teofilinin yavaş salimli biçimleri, doz seviyelerinin daha kararlı olmasını sağlar ve yeterli etki için günde yalnız bir ya da iki kez alınabilir.
Astım akciğerlerdeki hava yollarında ortaya çıkan sıkışmayla sınırlı bir durum değildir. Hemen her zaman iltihap da söz konusudur. Bu nedenle astımlı hastalarda ortaya çıkan belirtilerin tedavisinde genellikle iltihap giderici ilaçlar da kullanılır.
Kromolin sodyum
çok yararlı bir iltihap giderici ilaçtır. Alerjik tepkide ortaya çıkan histaminin ve diğer kimyasal maddelerin salınmasını önlemeye yardım eder. Bu etki akciğerlerdeki bronş yollarının şişmesini engeller. Ayrıca solunum yollarında egzersize ya da soğuk hava solumaya bağlı sıkışmaya karşı da etkilidir.
Kromolin astım ataklarını durdurmak için kullanılmaz. Çünkü etkisini tam olarak gösterene kadar bir aya varan bir süre geçebilir. Asıl yararı önleyici olmasıdır. Genellikle sık astım atakları görülen ve uzun süreli denetim gerektiren hastalarda kullanılır. Tedaviye hızlı etkisinden ötürü önce teofilinle başlanır ve bu ilacın kullanımı, kromolinin etkisini göstermeye başlamasına kadar sürdürülür. Kromolinin olası yan etkileri daha az olduğundan, böylesi bir geçişin yapılması yerinde bir karardır.
Kromolin her gün ilaç alması gereken hastalar için mükemmel bir ilaçtır. Ama başlamış astım ataklarını durduramadığından, kromolin kullananlar sık sık başka ilaçları da almak zorunda kalır.
Kromolin genellikle günde dört kez alınır. Bunun üç yolu vardır. îlki bir nebulizer aracıyladır. Bu yol daha çok küçük çocuklarda yeğlenir, ikinci yöntem ölçülü doz inhalerdir. Bu yolla ilacı alma düzeyindeki kesinlik her zaman nebulizerin sağladığı kadar olmaz. Ama kullanım kurallarına dikkatle uyan hasta için çok daha rahattır. Malzemeyi yanınızda taşıyabilirsiniz; dozlar da zaten ölçülüdür. Alınacak bir doz, inhalerin iki "pufuna eşittir. Kromolin toz halde de alınabilir. İlaç akciğerlere spinhaler denen özel bir aletle gönderilir. Bu teknik oldukça etikili olabilir; ama tozun alınmasıyla birlikte bazen öksürme sakıncası vardır.
Toparlamak gerekirse, kromolin ciddi yan etkilere yol açmaz. Olası sıkıntılar yalnızca ara sıra görülen hışıltılı soluma ve ağızda kalan kötü bir tattır. İlacı almadan önce ve aldıktan sonra biraz su içerek, kötü tat konusunu giderebilirsiniz.
Kromolin kullanımıyla ilgili bir güçlük bu ilacı almadan önce solunum yollarını açmanın gerekme sidir. Kromolin kullananlar genellikle bir puf inhalerle solunum yollarını açma durumunda kalırlar.
Nedokromil
kromolin sodyumla hemen hemen aynı etkiyi gösteren bir başka ilaçtır. Bunun da ciddi yan etkisi pek yoktur.
Uzun etkili beta2-agonistler de seçenekler arasındadır. Kısa etkili olanlardan farkları, gecenin ilerleyen saatlerinde astım belirtilerini önlemeye yardım etmeleridir.
Kortikosteroitler
en güçlü iltihap gidericilerdir. Bronşiyollerde şişmeyi ve mukus üretimini azaltan bu ilaçlar, vücut geliştirenlerin kullandığı steroitlerden farklı bir bileşime sahiptir.
Kortikosteroitler diğer ilaçlara yanıt vermeyen şiddetli astım vakalarına çare olabildiğinden büyük önem taşır. Adrenerjik ilaçların ya da teofilinin işe yaramadığı durumlarda, kısa etkili kortikosteroit kullanımı genellikle sorunu çözer. Bazı hastalar kortikosteroitleri ileriye yönelik olarak alırsa da, bu ilaç yalnız son çare olarak kullanılmalıdır.
Kortikosteroitlerin üç tipi vardır: Sıvı, tablet ve inhale. Ağızdan alınan tipler daha yavaş etki gösterir. Düzelme ancak altı saat ya da daha fazla bir süre geçince görülebilir. Ama bunlar inhale tipte olanlardan genellikle daha güçlüdür. Dolayısıyla çoğu durumda ilk seçimdir ve yalnızca etkinin ortaya çıkması için biraz zaman geçer. Oral (ağızdan alınan) kortikosteroitlerin jenerik adları prednizon, prednizolon ve metilp-rednizondur. İnhale steroitlerin ağızdan ya da iğneyle alınan steroitlerin yol açtığı yan etkileri taşımama gibi bir üstünlüğü vardır. İnhale steroitler piyasada şu jenerik adlarla satılır:
Beklometazon
Flunisolit
Triamkinolon
Flutikazon
Budezonit
Kortikosteroitler genellikle diğer ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır. Bu ilaçların yol açtığı sorun, özellikle ağızdan alınan tiplerde ortaya çıkan yan etkilerdir. Bu yolla ilaç alımı yalnız birkaç hafta sürerse, yan etkiler sınırlı düzeyde kalabilir. Gelişen yan etkiler kilo alma, iştah artışı, mide rahatsızlığı ve vücutta sıvı tutulmasıdır. Uzun süreli kullanım büyümede yavaşlama, kemiklerde zayıflama, yüksek tansiyon, katarakt, kaslarda zayıflama, şişme, akne, kıllanma ve deride incelme gibi daha ciddi sorunlara yol açabilir.
Bu ürkütücü bir listedir. Ama astımı başka bir yolla denetlenemeyen hastalarda yan etki riskine girmekten başka seçenek kalmayabilir.
Ağızdan uzun süreli steroit tedavisine ancak (1) bütün diğer ilaç seçeneklerine başvurulduktan, (2) sorunun alerjilerden kaynaklanması halinde, alerjenlerle teması önleyecek bütün olası çabalar gösterildikten ve (3) astım belirtilerini azaltacak bağışıklık tedavisi denendikten sonra girişilir. Sinüs enfeksiyonları bulunan hastalar, enfeksiyonları tedavi edilmeden ağızdan uzun süreli steroit almamalıdır. Çünkü birçok vakada sinüs enfeksiyonunun ortadan kalkması, astım belirtilerinde düzelme sağlar.
Kadınlar için son bir not: Birçok astım ilacı hamilelikte güvenle kullanılabilir. Ama çocuk sahibi olmayı düşünen ve özellikle hamile kalmış olan kadınların durumlarını hekimlerine bildirmesi çok önemlidir. Hekim bazı ilaç ya da doz değişiklikleri yapabilir. Hamile kalmadan önce alerji aşıları oluyorsanız tedaviniz sürebilir. Ama hamile kaldıktan sonra ya da çocuk sahibi olmak isterken bu aşılara başlamak doğru değildir.
Yapılan araştırmalar astımlı kadınların—durumlarını denetim altında tutabilmeleri halinde—hamilelikle ilgili ek bir risk almadıklarını göstermektedir. Astımları denetim altında olmayan kadınlarda ise astım atakları sırasında rahimdeki ceninin yeterli oksijen alamama riski bulunduğundan, düşük kilolu bebek doğurma olasılığı daha yüksektir.
Bazen astım hamileliğin ilerleyen aylarında kötüleşir; ama astımlı kadınların çoğu doğumda bir sorun yaşamaz. Akciğerleri daha zayıf olsa da, doğum sırasında genellikle Lamaze soluma yöntemini uygulayabilirler
15 Ocak 2009 22:50 · imparator03 · fav
· Etiketler
kadınlarda yumurtalık kistleri
,
kilo artışı
Kadınlarda yumurtalık kistleri de kilo yapar mı?
Her kist kilo yapmaz, ancak "polikistik över sendromu" denen hastalık kadınlarda kilo artışı ve şeker hastalığına yatkınlık yapmaktadır. Bu hastalarda tüylenme ve âdet bozukluğu da vardır. Teşhis için hormon tetkiklerinden ve yumurtalık ultrasonundan yararlanılır. Tedavide bu hastalığa yönelik ilaç, uygun sağlıklı diyet ve egzersiz uygulanır.
Testosterona ve östrojene bağlı kilo artışı
Kilo artışı yapan diğer hormon hastalıkları nelerdir?
Biraz önce belirttiğim gibi böbreküstü bezinin aşırı çalışması durumunda bu bezden fazla miktarda "kortizol" hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığıysa, vücutta özellikle karın ve ensede yağ birikimine ve şişmanlığa neden olur. Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizmayla kilo alınmasına neden olmaktadır.
Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen "prolaktin" hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon bozukluğudur. Prolaktin hormonu beynimizde bulunan hipofiz bezinden salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu salgıladığında âdetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve kilo alımı gözlenir.
Erkeklerde testosteron isimli erkeklik hormonunun az salgılandığı veya kadınlarda kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormonunun yumurtalıklardan az salgılandığı durumlarda da kilo artışı meydana gelir. Seks hormonları dediğimiz bu hormonların azalması kilo alınmasına neden olmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde aşırı kilo alan erkek çocuklarında seks hormon azlığı olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Bunun dışında büyüme hormon azlığı ve kandaki kalsiyum düşüklüğü de kilo alımına neden olmaktadır.
Bazı virüsler veya bağırsak florası değişikliği şişmanlık yapar mı?
Bazı bilimsel çalışmalarda, "adenovirüs-36" enfeksiyonunun tavuk ve farelerde şişmanlığa yol açtığı ve insanlarda da bu virüse ait antikorların şişman kişilerde daha fazla olduğu saptanmıştır. Şişman olmayan insanlarda adenovirüs-36 enfeksiyonu sıklığı yüzde 5'ken, şişmanlarda bu oranın yüzde 20-30 olduğu belirlenmiştir. Şişmanlığa bu virüsün neden olduğunu söyleyebilmek için daha fazla araştırma yapmaya ihtiyaç vardır. Diğer bir araştırma alanı ise şişman kişiler ile normal kilolu kişilerin bağırsak flo-ralarındaki bakterilerin, yani mikropların farklı olup olmadığıdır. İlk çalışmalar bağırsak florasının şişman kişilerde farklı olduğunu göstermiştir. Bu konu çok ilginç ve üzerinde daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.
Bazı şişman kişiler diyet yaptığı halde zayıflayamıyor. Bunun nedenini açıklayabilir misiniz?
Bu kişilerin zayıflayamamasının başlıca nedeni sağlıklı beslenmemeleri ve hareketi artırmamalarıdır. Bunları yaptığı halde zayıflayamayan kişilerde hormonal bir bozukluk veya genetik bir hastalık olma olasılığı yüksektir. Bu kişiler bir endokrinoloji uzmanına başvurmalıdırlar. Ayrıca kullanılan doğum kontrol hapları, depresyon ilaçları da kilo vermeyi engelleyebilir.
Sıklıkla karşılaşılan bir durum ise, belirli bir kilo verdikten sonra, daha fazla kilo verememektir. Bunun nedeni vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Bu koruma mekanizmalarından biri, kalori azalınca tiroit hormonu olan T4'ün T3'e dönüşümünü sağlayan 5' -deiyodinaz enziminin çalışmasında bir yavaşlama olmasıdır. T4 hormonundan T3 hormonu az oluştuğu için, metabolizma biraz yavaşlar ve bu durum da kilo vermeyi önler. Bu nedenle zayıflayamayan kişilerde tiroit hormon tetkiklerinin incelenmesi gerekir. Özellikle hipotiroidi denilen tiroit yetmezliği varsa kilo vermek çok zordur. Bu hastalığın bir endokrinoloji uzmanınca tedavisi gerekir.
Kilo vermeyi engelleyen diğer bir durum kandaki bazı minerallerin azlığıdır. Örneğin kanında kalsiyum, magnezyum ve selenyum eksikliği olan kişiler daha zor zayıflar. Bu minerallerin ölçülerek eksikse alınması kilo kaybına fayda sağlar.
Kilo vermeye başladıkça kanımızda "ghrelin" hormonu artmaya başlar ve bizi yemek yemeye yönlendirir. Beyinden salgılanan "öreksin" isimli hormon da yemek yemeyi artırmaktadır.
Görüldüğü gibi vücudumuz, salgıladığı hormonlarla, devamlı kilo vermeye karşı direnç gösterir. Belirli miktarda kilo verildikten sonra, vücut yeni duruma karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır, bazen durur. Bu kişiler ümitsizliğe kapılmayıp sağlıklı beslenme ve egzersize devam etmeli hatta egzersizi biraz daha artırmalıdırlar.
Kilo verirken önce hızlı bir kayıp oluyor, ama sonra kilo kaybı yavaşlıyor. Bunun nedenini öğrenebilir miyiz?
Kilo kaybının iki dönemi vardır. İlk dönem hızlıdır. Bu dönemde karaciğer ve kaslarda depolanan glikojen adındaki şekerin ve proteinlerin yıkımına bağlı olarak belirgin bir sıvı kaybı olur ve 24-48 saat içinde glikojen depoları azalırken, vücuttan su atılır. Kişi de hemen kilo verdim diye sevinir.
Bu dönemden sonra yağların yakılması evresi gelir ki, bu evrede başarılı olmak için spor yapmak, yürümek ve gün içinde hareketli olmak büyük önem taşır. Eğer bunlara dikkat edilmezse kilo kaybı durur.
Bu arada tiroit bezi hormonları çalışmayan veya kan insülin hormonu yüksek kişilerde de kilo kaybı zor olur. Bu kişilerin mutlaka bir endokrinoloji uzmanına başvurmaları ve uygun tedavi almaları gerekir.