| | Üretsiz Blog oluştur
Sağlık Bilgileri - ZehirlenmeRSSYorum RSS

Selülitten kurtulma yolları 

selülitten kurtulma önerileri

Selüliten kurtulmasın çeşitli yolları vardır. Selülitlerinizden kurtulmak için neler yapailirsiniz işte buyrun..

Selülitsiz bir yaz geçirmek için harekete geçin. Prof. Dr. Neslihan Şendur formülü verdi: Bol su içmek ve uzun yürüyüşlere ek olarak sabah-akşam soğuk duşun altında keselenmek, sizi kader zannettiğiniz portakal görünümünden kurtaracak…

SOĞUK SU VE KESE EN ETKİLİ SELÜLİT SAVAŞÇISI

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermotoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, selülitle mücadelede 2008 stratejilerini anlattı:

Bütün kadınlar bir gün mutlaka selülitli mi olacak?
Selülit, kadınların yüzde 85-90′ında görülüyor ama herkeste görülmüyor. Bazı kişilerde çok zayıf olmalarına rağmen selülit olabilir. Bazı kişilerde ise çok kilolu olmalarına rağmen selülit olmayabilir. Eğer yatkınlık varsa daha kolay ortaya çıkabiliyor. Yine de ‘bu benim kaderim’ diye kabullenmek doğru değil. Korunmak mümkün.

DİYETLE GEÇMEZ!
Rejim yaparak selülitlerden kurtulabilir miyiz?
Kurtulamazsınız. Sadece diyet yetmez. Üstelik kötü bir diyet selülit oluşumuna da neden olabilir ya da oluşumu hızlandırabilir.

Zayıf kadınlar da selülitlerden yakınıyor. Neden?
Masa başında uzun süre oturarak iş yapanlar, çok hareketsiz çalışanlar çok zayıf da olsalar selülitlere sahip olabilirler. Örneğin sekreterler bu noktada risk altındadır.

Bacaklardaki selülitler için sizce en uygun spor nedir?
Uzun ve bol yürüyüşler. Bu, kolay ve herkesin yapabileceği bir spor. Bu sırada ellerinden su şişesini de eksik etmesinler. Bisiklet de olabilir. Yüzme yine aynı şekilde çok etkilidir.

Masaj işe yarar mı?
Boğum boğum olmuş, yaygın selüliti olanlarda geri dönüşü biraz zor. O nedenle masaj, bazı tedavi yöntemleri, yaşam biçimini değiştirmek ya da spor yapmak gibi uygulamalarla selülitin en azından kabul edilebilir bir hale gelmesi sağlanabilir. Kese yapın, sıcak ve soğuk duş alın. Bu sırada keseyi bırakmayın ve sorunlu bölgelerinize masaj yapın. Saunanın ise selülite bir etkisi olmaz.

ERKEKLER ŞANSLI!
Kollardaki selülitler için sizce ne yapılmalı?
Yine egzersiz lazım. Dambıl kullanılabilir. Yalnızca kolları çalıştıran aletler var. En azından kolları kasıp gevşetmek, oradaki kan dolaşımını hızlandırmak için yeterlidir. Germek ve serbest bırakmak çok önemlidir.

Annesi selülitli olan bir kadının selülitten kaçması mümkün değil mi?
Genetik selülitte çok etkilidir ama eğer yaşam biçimine dikkat ederse, kendisi selülitli olmayabilir.

Erkeklerde neden selülit olmuyor?
Hormon profillerinin farklı olması, selülitten korunmalarını sağlıyor. Erkeklerdeki yağ dağılımı ile kadın vücudundaki yağ dağılımı farklı. Onlarda bu nedenle selülit görülmüyor.

Astım ilaçları 

Hafif, aralıklı astımı olanlar gerektikçe ilaç kullanırlar. Diğer­leri ilaçlarını her gün ve bazen günde birkaç kez kullanmalı­dır. Astımın ilaçla tedavisi büyük ölçüde kişiye özel bir süreç­tir. Astımlı iki kişi belirtilerini denetim altında tutmak için sü­rekli farklı ilaçları, farklı doz ve sıklıkta kullanabilir. Dolayı­sıyla "ideal" bir genel tedavi planından söz edilemez.

Astım ilaçlarının iki ana sınıfı vardır. Bunlardan biri hızlı iyileşme, diğeri uzun süreli denetim sağlar. Hızlı iyileşme sağ­layan ilaçlar kısa etkili beta2-adrenerjik agonistler olarak bilinir. Bunlar genellikle astım atağının yeni başladığı hastala­ra yardımcı olmak için kullanılır. Etkilerini vücudun kendi ad­renalin hormonuna benzer biçimde gösterirler; ama kalp ya da kan basıncına dokunmadan akciğerleri gevşetecek biçimde ha­zırlanmışlardır. Tabletleri, iğneleri ve en yaygın olarak da inhaler tipleri vardır.
İşte size inhalerde kullanılan kısa etkili üç ilaç (jenerik ad­larıyla):

Albuterol
Metaproterenol
Terbutalin

Bu ilaçlar hızlı etkileri nedeniyle daha çok acil durumlarda ya da bir astım atağı başladığında "kurtarıcı" inhaler olarak kullanılırlar. Etkilerini genellikle 1-15 dakika içinde göster­meye başlar ve 4-6 saat boyunca rahatlama sağlayabilirler.

Adrenerjik ilaçlar en çok inhaler tipinde kullanılırken, bazı kişilere hap olarak da verilir. Hap biçimi özellikle inhaleri doğru biçimde kullanamayan küçük çocuklarda, inhalerden bir nedenle hoşlanmayan ya da inhalere yanıt vermeyen hasta­larda tercih edilir.
İnhaler kullanımı basittir. Yalnız kullanım sırasında birkaç aşamaya dikkat etmek gerekir:

İlacı ayakta kullanın.
Kullanmadan önce inhaleri birkaç kez sallayın.
İnhaleri, haznesi ağız parçasından yukarıda kalacak bi­çimde tutun.
Ağız parçasını ağzınıza iki-üç santim kadar yaklaştırıp ağzınızı iyice açın.
Soluk almaya başladıktan sonra, haznenin ilacı bırakma­sını sağlayın.
Ağzınızı açık tutarken, ciğerleriniz tam şişene kadar so­luk almayı sürdürün.
Soluğunuzu bırakmadan hiç olmazsa 10 saniye tutun.

Bazı kişilere birden fazla doz gerekebilir. Hekiminiz alma­nız gereken dozu size bildirecektir.
İnhaleri ilk kez kullanırken, deneme yapmak yararlıdır. Böylece gerçek bir astım atağı sırasında inhaleri nasıl kullana­cağım korkusuna kapılmazsınız.
İnhalerde kullanılan ilaçlar çok güvenlidir; ama bazı kişi­lerde yan etkilere yol açabilirler. Ortaya çıkabilecek yan etkiler arasında sinirsel gerginlik, baş ağrısı, titreme, çarpıntı ve bulantı sayılabilir. Yan etkiler ortaya çıktığında hekiminize başvurun. İlaçların ya da dozların değiştirilmesi, genellikle bu gibi sorunları ortadan kaldırır.
Astım ataklarını önlenmede en iyi korumayı, uzun sürede etki gösteren ilaçlar sağlayabilir. Bunların birkaç tipi vardır.

Teofilin

hem astım ataklarını önlemek, hem de hafif alev­lenmeleri yatıştırmak için kullanılabilir. Bu ilacın sıvı, tablet ve kapsül biçimleri vardır. Etkisini inhalerlere göre daha uzun sürede gösterir; ama sağladığı düzelme 24 saate kadar sürer.

Teofilin istenmeyen yan etkilere yol açabilir. Bunların başlıcaları karın ağrısı, bulantı, kusma, baş ağrısı, sinirlilik hali, iştah kaybı ve uykusuzluktur. Teofilinin yavaş salimli biçimle­ri, doz seviyelerinin daha kararlı olmasını sağlar ve yeterli et­ki için günde yalnız bir ya da iki kez alınabilir.

Astım akciğerlerdeki hava yollarında ortaya çıkan sıkışmay­la sınırlı bir durum değildir. Hemen her zaman iltihap da söz konusudur. Bu nedenle astımlı hastalarda ortaya çıkan belirti­lerin tedavisinde genellikle iltihap giderici ilaçlar da kullanılır.

Kromolin sodyum

çok yararlı bir iltihap giderici ilaçtır. Alerjik tepkide ortaya çıkan histaminin ve diğer kimyasal maddelerin salınmasını önlemeye yardım eder. Bu etki akci­ğerlerdeki bronş yollarının şişmesini engeller. Ayrıca solunum yollarında egzersize ya da soğuk hava solumaya bağlı sıkışma­ya karşı da etkilidir.

Kromolin astım ataklarını durdurmak için kullanılmaz. Çünkü etkisini tam olarak gösterene kadar bir aya varan bir süre geçebilir. Asıl yararı önleyici olmasıdır. Genellikle sık astım atakları görülen ve uzun süreli denetim gerektiren has­talarda kullanılır. Tedaviye hızlı etkisinden ötürü önce teofilinle başlanır ve bu ilacın kullanımı, kromolinin etkisini gös­termeye başlamasına kadar sürdürülür. Kromolinin olası yan etkileri daha az olduğundan, böylesi bir geçişin yapılması ye­rinde bir karardır.

Kromolin her gün ilaç alması gereken hastalar için mükem­mel bir ilaçtır. Ama başlamış astım ataklarını durduramadığın­dan, kromolin kullananlar sık sık başka ilaçları da almak zo­runda kalır.

Kromolin genellikle günde dört kez alınır. Bunun üç yolu vardır. îlki bir nebulizer aracıyladır. Bu yol daha çok küçük çocuklarda yeğlenir, ikinci yöntem ölçülü doz inhalerdir. Bu yolla ilacı alma düzeyindeki kesinlik her zaman nebulizerin sağladığı kadar olmaz. Ama kullanım kurallarına dikkatle uyan hasta için çok daha rahattır. Malzemeyi yanınızda taşıya­bilirsiniz; dozlar da zaten ölçülüdür. Alınacak bir doz, inhalerin iki "pufuna eşittir. Kromolin toz halde de alınabilir. İlaç akciğerlere spinhaler denen özel bir aletle gönderilir. Bu tek­nik oldukça etikili olabilir; ama tozun alınmasıyla birlikte ba­zen öksürme sakıncası vardır.

Toparlamak gerekirse, kromolin ciddi yan etkilere yol aç­maz. Olası sıkıntılar yalnızca ara sıra görülen hışıltılı soluma ve ağızda kalan kötü bir tattır. İlacı almadan önce ve aldıktan sonra biraz su içerek, kötü tat konusunu giderebilirsiniz.

Kromolin kullanımıyla ilgili bir güçlük bu ilacı almadan önce solunum yollarını açmanın gerekme sidir. Kromolin kul­lananlar genellikle bir puf inhalerle solunum yollarını açma durumunda kalırlar.

Nedokromil

kromolin sodyumla hemen hemen aynı etki­yi gösteren bir başka ilaçtır. Bunun da ciddi yan etkisi pek yoktur.
Uzun etkili beta2-agonistler de seçenekler arasındadır. Kı­sa etkili olanlardan farkları, gecenin ilerleyen saatlerinde as­tım belirtilerini önlemeye yardım etmeleridir.

Kortikosteroitler

en güçlü iltihap gidericilerdir. Bronşiyollerde şişmeyi ve mukus üretimini azaltan bu ilaçlar, vücut geliştirenlerin kullandığı steroitlerden farklı bir bileşime sa­hiptir.
Kortikosteroitler diğer ilaçlara yanıt vermeyen şiddetli as­tım vakalarına çare olabildiğinden büyük önem taşır. Adrenerjik ilaçların ya da teofilinin işe yaramadığı durumlarda, kısa etkili kortikosteroit kullanımı genellikle sorunu çözer. Bazı hastalar kortikosteroitleri ileriye yönelik olarak alırsa da, bu ilaç yalnız son çare olarak kullanılmalıdır.

Kortikosteroitlerin üç tipi vardır: Sıvı, tablet ve inhale. Ağızdan alınan tipler daha yavaş etki gösterir. Düzelme ancak altı saat ya da daha fazla bir süre geçince görülebilir. Ama bunlar inhale tipte olanlardan genellikle daha güçlüdür. Dola­yısıyla çoğu durumda ilk seçimdir ve yalnızca etkinin ortaya çıkması için biraz zaman geçer. Oral (ağızdan alınan) kortikosteroitlerin jenerik adları prednizon, prednizolon ve metilp-rednizondur. İnhale steroitlerin ağızdan ya da iğneyle alınan steroitlerin yol açtığı yan etkileri taşımama gibi bir üstünlüğü vardır. İnhale steroitler piyasada şu jenerik adlarla satılır:

Beklometazon
Flunisolit
Triamkinolon
Flutikazon
Budezonit

Kortikosteroitler genellikle diğer ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır. Bu ilaçların yol açtığı sorun, özellikle ağızdan alınan tiplerde ortaya çıkan yan etkilerdir. Bu yolla ilaç alımı yalnız birkaç hafta sürerse, yan etkiler sınırlı düzey­de kalabilir. Gelişen yan etkiler kilo alma, iştah artışı, mide ra­hatsızlığı ve vücutta sıvı tutulmasıdır. Uzun süreli kullanım büyümede yavaşlama, kemiklerde zayıflama, yüksek tansiyon, katarakt, kaslarda zayıflama, şişme, akne, kıllanma ve deride incelme gibi daha ciddi sorunlara yol açabilir.
Bu ürkütücü bir listedir. Ama astımı başka bir yolla denet­lenemeyen hastalarda yan etki riskine girmekten başka seçe­nek kalmayabilir.

Ağızdan uzun süreli steroit tedavisine ancak (1) bütün di­ğer ilaç seçeneklerine başvurulduktan, (2) sorunun alerjiler­den kaynaklanması halinde, alerjenlerle teması önleyecek bü­tün olası çabalar gösterildikten ve (3) astım belirtilerini azal­tacak bağışıklık tedavisi denendikten sonra girişilir. Sinüs en­feksiyonları bulunan hastalar, enfeksiyonları tedavi edilmeden ağızdan uzun süreli steroit almamalıdır. Çünkü birçok vakada sinüs enfeksiyonunun ortadan kalkması, astım belirtilerinde düzelme sağlar.

Kadınlar için son bir not: Birçok astım ilacı hamilelikte gü­venle kullanılabilir. Ama çocuk sahibi olmayı düşünen ve özel­likle hamile kalmış olan kadınların durumlarını hekimlerine bildirmesi çok önemlidir. Hekim bazı ilaç ya da doz değişik­likleri yapabilir. Hamile kalmadan önce alerji aşıları oluyorsanız tedaviniz sürebilir. Ama hamile kaldıktan sonra ya da ço­cuk sahibi olmak isterken bu aşılara başlamak doğru değildir.

Yapılan araştırmalar astımlı kadınların—durumlarını dene­tim altında tutabilmeleri halinde—hamilelikle ilgili ek bir risk almadıklarını göstermektedir. Astımları denetim altında olma­yan kadınlarda ise astım atakları sırasında rahimdeki ceninin yeterli oksijen alamama riski bulunduğundan, düşük kilolu be­bek doğurma olasılığı daha yüksektir.

Bazen astım hamileliğin ilerleyen aylarında kötüleşir; ama astımlı kadınların çoğu doğumda bir sorun yaşamaz. Akciğer­leri daha zayıf olsa da, doğum sırasında genellikle Lamaze so­luma yöntemini uygulayabilirler

Testesteron ve Ostrojene Bagli Kilo Artisi  

Kadınlarda yumurtalık kistleri de kilo yapar mı?

Her kist kilo yapmaz, ancak "polikistik över sendromu" denen hastalık kadınlarda kilo artışı ve şeker hastalı­ğına yatkınlık yapmaktadır. Bu hastalarda tüylenme ve âdet bozukluğu da vardır. Teşhis için hormon tetkiklerin­den ve yumurtalık ultrasonundan yararlanılır. Tedavide bu hastalığa yönelik ilaç, uygun sağlıklı diyet ve egzersiz uy­gulanır.

Testosterona ve östrojene bağlı kilo artışı

Kilo artışı yapan diğer hormon hastalıkları nelerdir?

Biraz önce belirttiğim gibi böbreküstü bezinin aşırı ça­lışması durumunda bu bezden fazla miktarda "kortizol" hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığıysa, vü­cutta özellikle karın ve ensede yağ birikimine ve şişmanlı­ğa neden olur. Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizmayla kilo alınmasına ne­den olmaktadır.

Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen "prolaktin" hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon bozukluğudur. Prolaktin hormonu bey­nimizde bulunan hipofiz bezinden salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu salgıladığında âdetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve ki­lo alımı gözlenir.

Erkeklerde testosteron isimli erkeklik hormonunun az salgılandığı veya kadınlarda kadınlık hormonu olarak bili­nen östrojen hormonunun yumurtalıklardan az salgılandı­ğı durumlarda da kilo artışı meydana gelir. Seks hormon­ları dediğimiz bu hormonların azalması kilo alınmasına neden olmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde aşırı kilo alan erkek çocuklarında seks hormon azlığı olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

Bunun dışında büyüme hormon azlığı ve kandaki kal­siyum düşüklüğü de kilo alımına neden olmaktadır.

Bazı virüsler veya bağırsak florası değişikliği şişmanlık yapar mı?

Bazı bilimsel çalışmalarda, "adenovirüs-36" enfeksiyo­nunun tavuk ve farelerde şişmanlığa yol açtığı ve insanlar­da da bu virüse ait antikorların şişman kişilerde daha fazla olduğu saptanmıştır. Şişman olmayan insanlarda adenovi­rüs-36 enfeksiyonu sıklığı yüzde 5'ken, şişmanlarda bu oranın yüzde 20-30 olduğu belirlenmiştir. Şişmanlığa bu virüsün neden olduğunu söyleyebilmek için daha fazla araştırma yapmaya ihtiyaç vardır. Diğer bir araştırma ala­nı ise şişman kişiler ile normal kilolu kişilerin bağırsak flo-ralarındaki bakterilerin, yani mikropların farklı olup ol­madığıdır. İlk çalışmalar bağırsak florasının şişman kişiler­de farklı olduğunu göstermiştir. Bu konu çok ilginç ve üze­rinde daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.

Bazı şişman kişiler diyet yaptığı halde zayıflayamıyor. Bunun nedenini açıklayabilir misiniz?

Bu kişilerin zayıflayamamasının başlıca nedeni sağlıklı beslenmemeleri ve hareketi artırmamalarıdır. Bunları yap­tığı halde zayıflayamayan kişilerde hormonal bir bozukluk veya genetik bir hastalık olma olasılığı yüksektir. Bu kişi­ler bir endokrinoloji uzmanına başvurmalıdırlar. Ayrıca kullanılan doğum kontrol hapları, depresyon ilaçları da kilo vermeyi engelleyebilir.

Sıklıkla karşılaşılan bir durum ise, belirli bir kilo ver­dikten sonra, daha fazla kilo verememektir. Bunun nedeni vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Bu koruma mekanizmalarından biri, kalori azalınca tiroit hormonu olan T4'ün T3'e dönüşümünü sağlayan 5' -deiyodinaz enziminin çalışmasında bir yavaşlama olmasıdır. T4 hormo­nundan T3 hormonu az oluştuğu için, metabolizma biraz yavaşlar ve bu durum da kilo vermeyi önler. Bu nedenle zayıflayamayan kişilerde tiroit hormon tetkiklerinin ince­lenmesi gerekir. Özellikle hipotiroidi denilen tiroit yetmez­liği varsa kilo vermek çok zordur. Bu hastalığın bir endok­rinoloji uzmanınca tedavisi gerekir.

Kilo vermeyi engelleyen diğer bir durum kandaki bazı minerallerin azlığıdır. Örneğin kanında kalsiyum, magnez­yum ve selenyum eksikliği olan kişiler daha zor zayıflar. Bu minerallerin ölçülerek eksikse alınması kilo kaybına fayda sağlar.

Kilo vermeye başladıkça kanımızda "ghrelin" hormo­nu artmaya başlar ve bizi yemek yemeye yönlendirir. Be­yinden salgılanan "öreksin" isimli hormon da yemek ye­meyi artırmaktadır.
Görüldüğü gibi vücudumuz, salgıladığı hormonlarla, devamlı kilo vermeye karşı direnç gösterir. Belirli miktarda kilo verildikten sonra, vücut yeni duruma karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır, bazen durur. Bu kişi­ler ümitsizliğe kapılmayıp sağlıklı beslenme ve egzersize devam etmeli hatta egzersizi biraz daha artırmalıdırlar.

Kilo verirken önce hızlı bir kayıp oluyor, ama sonra ki­lo kaybı yavaşlıyor. Bunun nedenini öğrenebilir miyiz?

Kilo kaybının iki dönemi vardır. İlk dönem hızlıdır. Bu dönemde karaciğer ve kaslarda depolanan glikojen adın­daki şekerin ve proteinlerin yıkımına bağlı olarak belirgin bir sıvı kaybı olur ve 24-48 saat içinde glikojen depoları azalırken, vücuttan su atılır. Kişi de hemen kilo verdim di­ye sevinir.

Bu dönemden sonra yağların yakılması evresi gelir ki, bu evrede başarılı olmak için spor yapmak, yürümek ve gün içinde hareketli olmak büyük önem taşır. Eğer bunla­ra dikkat edilmezse kilo kaybı durur.
Bu arada tiroit bezi hormonları çalışmayan veya kan insülin hormonu yüksek kişilerde de kilo kaybı zor olur. Bu kişilerin mutlaka bir endokrinoloji uzmanına başvur­maları ve uygun tedavi almaları gerekir.